Paranormallum

"Somewhere, something incredible is waiting to be known." --Carl Sagan

Bu bir antropoid tabut (Tutankamon’un); ie. insansı, insan gibi, insanmışçasına, insan gibi görünen ama insanlıkla alakası olmay-
Niye böyle dizayn edilmişler peki, yapanlar başlarına fazladan iş aradığından mı? HAYIR. 1. Kadim Mısır’da herkes Osiris gibi ölür ve 2. Ba, ortamlara akıp tabuta geri döndüğünde, başında durması gereken tabutu tanıyabilsin diye.
(Bu Mısırlılar harbiden deliymiş. Öteki tarafa çalışanlarını, kasabını, kumaşçısını taşıyanlar bir yana, çalışan sayısı çok olduğunda kavga çıkarmasınlar diye bir de kırbaçlı çalışan koyarlarmış mezarın yanına. Tabii yanılmayalım, kavga edecek çalışanların hepsi heykelcik.)

Bu bir antropoid tabut (Tutankamon’un); ie. insansı, insan gibi, insanmışçasına, insan gibi görünen ama insanlıkla alakası olmay-

Niye böyle dizayn edilmişler peki, yapanlar başlarına fazladan iş aradığından mı? HAYIR. 1. Kadim Mısır’da herkes Osiris gibi ölür ve 2. Ba, ortamlara akıp tabuta geri döndüğünde, başında durması gereken tabutu tanıyabilsin diye.

(Bu Mısırlılar harbiden deliymiş. Öteki tarafa çalışanlarını, kasabını, kumaşçısını taşıyanlar bir yana, çalışan sayısı çok olduğunda kavga çıkarmasınlar diye bir de kırbaçlı çalışan koyarlarmış mezarın yanına. Tabii yanılmayalım, kavga edecek çalışanların hepsi heykelcik.)

“Sous l’effet de l’électricité, le paralytique semble pouvoir passer de la position d’un grabataire à la position debout, appuyé toutefois sur une canne. Les appareils utilisés pour produire l’électricité se composaient comme celui-ci de sphères entre lesquelles se faisaient les étincelles. On peut en voir un semblable au Musée d’histoire de la médecine. L’auteur, un autre abbé scientifique, était “ professeur de physique expérimentale en l’Université de Perpignan”.
Google Efendi yanlış çevirmedi ise, bu, bir deneysel fizikçinin felçli hastayı elektrik akımı kullanma suretiyle ayağa kaldırma deneyi imiş.
Ayrıca tüm bunları bulduğum sayfadaki anatomi, ezcacılık, ne bileyim biyoloji kitaplarının kapaklarına bakınca şunu görüyorsunuz: TESADÜFEN YAŞIYORUZ. Kapakların hepsi muhteşem bir işçilik ürünü, ama öte yandan, ayrı ayrı korkunç deney ve gözlemleri işaret ediyorlar. Kim bilir içerikleri nasıldır ve tıp, bugün yararlandığımız haline gelene kadar nasıl aşamalar geçirmiştir?

Sous l’effet de l’électricité, le paralytique semble pouvoir passer de la position d’un grabataire à la position debout, appuyé toutefois sur une canne. Les appareils utilisés pour produire l’électricité se composaient comme celui-ci de sphères entre lesquelles se faisaient les étincelles. On peut en voir un semblable au Musée d’histoire de la médecine. L’auteur, un autre abbé scientifique, était “ professeur de physique expérimentale en l’Université de Perpignan”.

Google Efendi yanlış çevirmedi ise, bu, bir deneysel fizikçinin felçli hastayı elektrik akımı kullanma suretiyle ayağa kaldırma deneyi imiş.

Ayrıca tüm bunları bulduğum sayfadaki anatomi, ezcacılık, ne bileyim biyoloji kitaplarının kapaklarına bakınca şunu görüyorsunuz: TESADÜFEN YAŞIYORUZ. Kapakların hepsi muhteşem bir işçilik ürünü, ama öte yandan, ayrı ayrı korkunç deney ve gözlemleri işaret ediyorlar. Kim bilir içerikleri nasıldır ve tıp, bugün yararlandığımız haline gelene kadar nasıl aşamalar geçirmiştir?

Luminis Naturae Bonum Finitum

Luminis Naturae Bonum Finitum

Georgia Guidestones, ya da American Stonehenge.

Üstünde yazılana göre 1980’de, “R.C.Christian” takma adlı bir insan/grup yaptırmış bunu; üzerinde İngilizce, İspanyolca, Swahilice, Hintçe, İbranca, Arapça, Çince ve Rusça’yla beraber, Babil, Eski Yunan, Sanskrit ve Hiyeroglif dillerinde de yazılar var (genel olarak “Adam olun, akıllı olun,” mesajı vermişler).

“R.C.Christian”ın, Rosicrucianism adlı, ortaçağ Almanyası’nda ortaya çıkmış ve İskoç Farmason Locası’na da ilham kaynağı olmuş, Lutheryan bir gizli topluluğu refere ettiği düşünülüyor; ki bu bir “yeniden canlandırma”dan ibaret, Gül-Haç’ı daha evvel tarih sahnesinde, Kudüs ve kadim Mısır’da da görmüş idik.

Dipnot: TXF’da ismi burada geçer: Die Hand Die Verletzt.

(Source: Wikipedia)

Easter Island - Şili

Easter Island - Şili

Roopkund - İskelet Gölü

1942’de, Himalayalar’daki bir buzul gölünün derinliklerinde yaklaşık 200 kişinin iskeleti keşfedilmiş. İlk bakışta, iskeletlerin, savaş sırasında Hindistan’a sızmaya çalışıp topluca ölen Japon askerlerine ait olduğu düşünülmüş; fakat DNA ve Karbon analizlerinin ardından, iskeletlerin Japonlar’a ait olmadığı, üstüne, muhtemelen 12. yüzyıldan kalma olduğu anlaşılmış. Sonraki soru ise nasıl öldüklerine dair: Hepsinin kafasında ve omuzlarında, dairesel bir cismin yol açtığı çatlaklar olduğu görülmüş. Bu çatlakların sebebinin herhangi bir silah olması görünüşe göre imkansız; bu yüzden, olayı açıklamak için tek yol kalıyor: Aniden bastıran bir dolu fırtınası.

Orada ne işiniz vardı?” diye sorabilseydik keşke.

(Source: atlasobscura.com)

Bu gördüğümüz Bağdat pili. 1936 yılında Bağdat yakınlarındaki Khuyut Rabbou’a’nın Parthialılar’a ya da Sasaniler’e ait olan kalıntılarında kazı yapan bir ekip tarafından bulunmuş. Görünüşüne rağmen sıradan bir çömlek olmadığı, o sıralarda Irak Ulusal Müzesi’nin yöneticiliğini yapan arkeolog Wilhelm König’in, toprak kabın içindeki bakırı bulmasıyla anlaşılmış. Konig’e göre elektrik üreten bu alet, aslında metalleri altınla kaplamak için kullanılıyor olabilirmiş. Öte yandan, toprak kabın tamamen yalıtılmış olması ve hiçbir yerinde kablo bulunmaması sebebiyle elektrik üretiyor ya da iletiyor olmasını imkansız bulanlar da var; “Belki,” diyorlar, “İçinde ısısı korunması gereken bir şeyler saklanmıştır, ama bunun için de fazlasıyla ağır.”
Özet: Bağdatlılar çakallığı 2000 küsur yıl önce keşfetmiş, gümüşü altın diye yutturmanın yolunu bulmuşlar. (Bu şakaydı). Öte yandan, bildiklerimize göre her şeyin başladığı yerdeki kazıları da, o ülkenin bilim insanlarının değil de, yabancıların yapıyor olması da can sıkıyor. Tarih ve bilim tüm insanlığa mirastır, doğru; lakin kazıda asla hayal bile edemeyeceğiniz şeyler bulabiliyorsanız, müzeyi de, kazıyı da yabancılara bırakmak ne kadar doğrudur?

Bu gördüğümüz Bağdat pili. 1936 yılında Bağdat yakınlarındaki Khuyut Rabbou’a’nın Parthialılar’a ya da Sasaniler’e ait olan kalıntılarında kazı yapan bir ekip tarafından bulunmuş. Görünüşüne rağmen sıradan bir çömlek olmadığı, o sıralarda Irak Ulusal Müzesi’nin yöneticiliğini yapan arkeolog Wilhelm König’in, toprak kabın içindeki bakırı bulmasıyla anlaşılmış. Konig’e göre elektrik üreten bu alet, aslında metalleri altınla kaplamak için kullanılıyor olabilirmiş. Öte yandan, toprak kabın tamamen yalıtılmış olması ve hiçbir yerinde kablo bulunmaması sebebiyle elektrik üretiyor ya da iletiyor olmasını imkansız bulanlar da var; “Belki,” diyorlar, “İçinde ısısı korunması gereken bir şeyler saklanmıştır, ama bunun için de fazlasıyla ağır.”

Özet: Bağdatlılar çakallığı 2000 küsur yıl önce keşfetmiş, gümüşü altın diye yutturmanın yolunu bulmuşlar. (Bu şakaydı). Öte yandan, bildiklerimize göre her şeyin başladığı yerdeki kazıları da, o ülkenin bilim insanlarının değil de, yabancıların yapıyor olması da can sıkıyor. Tarih ve bilim tüm insanlığa mirastır, doğru; lakin kazıda asla hayal bile edemeyeceğiniz şeyler bulabiliyorsanız, müzeyi de, kazıyı da yabancılara bırakmak ne kadar doğrudur?

Aww, son yılların modası kemeri böyle bağlamak, biliyorsunuz ki süper trendy!

Fakat nereden gelmiş bu böyle…

“Dieu et mon droit”, Britanya monarkının mottosu. Daha önce Scottish Rite’a mensup bir 33. derecenin mottosunu yazmıştım: “Deus meumque jus” Aradaki fark, birinin Latince, diğerinin ise Fransızca olması.
E mümkün tabii.

“Dieu et mon droit”, Britanya monarkının mottosu. Daha önce Scottish Rite’a mensup bir 33. derecenin mottosunu yazmıştım: “Deus meumque jus” Aradaki fark, birinin Latince, diğerinin ise Fransızca olması.

E mümkün tabii.

Cümbüşe gel hele. Kraliçe Victoria gazıyla Sultan II. Abdülhamit tarafından yaptırılan armada, dikkatimizi bir şeyler illa çekmeli: Soldaki kırmızı ve yeşil kitaplar gibi.
Not: SVG formatına bayıldım.

Cümbüşe gel hele. Kraliçe Victoria gazıyla Sultan II. Abdülhamit tarafından yaptırılan armada, dikkatimizi bir şeyler illa çekmeli: Soldaki kırmızı ve yeşil kitaplar gibi.

Not: SVG formatına bayıldım.